on time - Türkçe İngilizce Sözlük

on time

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

"on time" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 9 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
on time zf. vaktinde
I am very glad that you are being very tolerant on time this morning.
Bu sabah vaktinde çok hoşgörülü olmanıza çok sevindim.

More Sentences
Genel
on time zf. tam zamanında
Despite the rain, she arrived on time.
Yağmura rağmen tam zamanında geldi.

More Sentences
on time zf. zamanında
It must now show a similar determination in those sectors where the obligations have not been met on time.
Şimdi yükümlülüklerin zamanında yerine getirilmediği sektörlerde de benzer bir kararlılık göstermelidir.

More Sentences
Bilgisayar
on time zf. zamanında
It must now show a similar determination in those sectors where the obligations have not been met on time.
Şimdi yükümlülüklerin zamanında yerine getirilmediği sektörlerde de benzer bir kararlılık göstermelidir.

More Sentences
Genel
on time zf. dakikası dakikasına
on time zf. vakitli
Ticaret/Ekonomi
on time zf. taksitle ödeyerek
Telekom
on time i. çalışma zamanı
Satranç
on time zf. oyuncunun süresinin bitmesiyle

"on time" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
percentage of on-time deliveries i. zamanıda yapılan teslimatların yüzdesi
saving on time i. zamandan tasarruf
saving on time i. zaman tasarrufu
limitation on time i. zamansal kısıtlama
pay on time i. zamanında ödeme
payment on time i. zamanında ödeme
on-time payment i. zamanında ödeme
on-time payment i. gününde ödeme
put in time on f. bir iş için belirli bir zaman harcamak
take one's time on f. bir iş için istediği kadar zaman harcamak
trespass on someone's time f. birinin zamanını almak
deliver on time f. zamanında teslim etmek
spend time on inconsequential things f. zaman öldürmek
fail to catch the bus on time f. otobüsü kaçırmak
make the delivery on time f. teslim tarihine uymak
spend time on something f. bir şey için zaman harcamak
spend time on something f. bir şeye zaman harcamak
enter class on time f. derse zamanında girmek
do homework on time f. ödevi zamanında yapmak
brake on time f. zamanında fren yapmak
pay on time f. zamanında ödemek
come to class on time f. derse zamanında gelmek
attend the class on-time f. derse zamanında gelmek
go to school on time f. okula zamanında gitmek
go to bed on time f. zamanında uyumak
sleep on time f. zamanında uyumak
run on time f. (tren/otobüs) vaktinde hareket etmek
spend time on the internet f. i̇nternette vakit geçirmek
spend a lot of time on the internet f. internette çok zaman harcamak
right on time zf. tam vaktinde
as time goes on zf. zaman geçtikçe
any time on zf. her saat
right on time zf. tam zamanında
bang on time zf. dakikası dakikasına
right on time zf. tam belirlenen zamanda
dead on time zf. tam vaktinde
bang on time zf. tam zamanında
first time on T.V zf. televizyonda ilk kez
Öbek Fiiller
put (some time) in on (something) f. (bir şeye belli bir zaman) harcamak
put (some time) in on (something) f. (bir şeye belli bir zaman) ayırmak
put (some time) in on (something) f. (bir şeye belli bir zaman) vermek
put in (some time) on (something) f. (bir şeye belli bir zamanını) vermek
put in (some time) on (something) f. (bir şeye belli bir zaman) ayırmak
put in (some time) on (something) f. (bir şeye belli bir zaman) harcamak
İfadeler
on a full-time basis zf. tam gün
on a full-time basis zf. tam gün esasına dayalı olarak
Atasözü
he puts his pants on one leg at a time senin benim gibi biri
he puts his pants on one leg at a time sıradan insan
he puts his pants on one leg at a time etten kemikten insan
(it's) better to be late than be dead on time zamanında olması için hayati risk almaktansa geç olması daha iyidir
(it's) better to be late than be dead on time hiç olmamasındansa geç olması daha iyidir
(it's) better to be late than be dead on time hiç varamamaktansa geç varmak daha iyidir
(it's) better to be late than be dead on time geç olsun da güç olmasın
(it's) better to be late than be dead on time zamanında varmak için hayatını riske atmaktansa geç varmak daha iyidir
footprints on the sands of time are not made by sitting down harekete geçmeden iz bırakacak bir şey yapamazsın
footprints on the sands of time are not made by sitting down hiçbir şey yapmadan tarihte iz bırakamazsın
footprints on the sands of time are not made by sitting down yerinde oturarak tarihe iz bırakamazsın
footprints on the sands of time are not made by sitting down yerinde oturan tarih yazamaz
Konuşma Dili
to barely make it on time f. son anda yetişmek
to barely make it on time f. zar zor yetişmek
to barely make it on time f. ucu ucuna yetişmek
to barely make it on time f. kıl payı yetişmek
be getting on toward (a time) f. (bir zamana) yaklaşmak
be getting on toward (a time) f. neredeyse (bir zaman) olmak
time marches on expr. zaman geçiyor
time is getting on expr. zaman daralıyor
time is getting on expr. geç oluyor
time is getting on expr. vakit geçiyor
Deyim
borrowed time (on) i. bir şeyin sonuçlarının ertelendiği bir belirsizlik dönemi
time on your hands i. boş vakit
time on your hands i. boş zaman
time on (one's) hands i. boş vakit
time on hands i. boş vakit
time on hands i. boş zaman
time on (one's) hands i. boş zaman
live on borrowed time f. cabadan yaşamak
have time on one's hands f. elinde zaman olmak
have time on one's hands f. yapacak işi olmamak
have time on one's hands f. boş vakti olmak
have time on one's hands f. boş zamanı olmak
live on borrowed time f. ölmekte olmak
live on borrowed time f. az zamanı kalmış olmak
arrive on the stroke of some time f. tam saat ...'yi çaldığında varmak
arrive on the stroke of some time f. tam saat ....'de varmak
time hangs heavy on someone's hands f. zaman geçmek bilmemek
time lies heavy on somebody's hands f. zaman geçmek bilmemek
live on borrowed time f. bir ayağı mezarda olmak
live on borrowed time f. sayılı günleri kalmak
buy something on time f. veresiye satın almak
buy something on time f. vadeli satın almak
buy something on time f. taksitle satın almak
be short on time f. vakti dar olmak
be short on time f. yeterli vakti olmamak
be short on time f. vakti az olmak
be short on time f. vakti kısıtlı olmak
be short on time f. zamanı kısıtlı olmak
live on a borrowed time f. günleri sayılı olmak
have too much time on one's hands f. yeteri kadar/çok zamanı olmak
time is on one's side f. (halen daha) zamanı olmak
have time on one's side f. (halen daha) zamanı olmak
live on borrowed time f. bir gözü toprağa bakmak
be living on borrowed time f. sayılı günleri kalmak
exist on borrowed time f. ipin ucunda olmak
exist on borrowed time f. az zamanı kalmak
exist on borrowed time f. -nın eşiğinde olmak
exist on borrowed time f. sayılı günü kalmak
call time on something [uk] f. sona erdirmek
call time on something [uk] f. son noktayı koymak
call time on something [uk] f. sonlandırmak
call time on something [uk] f. bitirmek
exist on borrowed time f. ne zaman ne olacağı belli olmamak
exist on borrowed time f. bugün var yarın yok olmak
exist on borrowed time f. gelip geçici olmak
exist on borrowed time f. pamuk ipliğine bağlı yaşamak
barely make it on time f. son anda bitirmek
barely make it on time f. kıl payı tamamlamak
barely make it on time f. zar zor yetişmek
barely make it on time f. ucu ucuna yetiştirmek
put (one's) trousers on one leg at a time (just like everybody else) f. normal/sıradan insan olmak
put (one's) trousers on one leg at a time (just like everybody else) f. herkes gibi olmak
put (one's) trousers on one leg at a time (just like everybody else) f. senin benim gibi biri olmak
be on borrowed time f. sayılı günleri/günü kalmak
be living on borrowed time f. ipin ucunda olmak
be living on borrowed time f. az zamanı kalmak
be living on borrowed time f. pamuk ipliğine bağlı yaşamak
be living on borrowed time f. bugün var yarın yok olmak
be living on borrowed time f. ne zaman ne olacağı belli olmamak
be living on borrowed time f. sonu yaklaşmak
be living on borrowed time f. gelip geçici olmak
be on borrowed time f. bir ayağı çukurda olmak
be living on borrowed time f. bugün var yarın yok olmak
be living on borrowed time f. bir ayağı çukurda olmak
be living on borrowed time f. ipin ucunda olmak
be living on borrowed time f. sayılı günleri/günü kalmak
be on borrowed time f. az zamanı kalmak
be on borrowed time f. bugün var yarın yok olmak
be on borrowed time f. ipin ucunda olmak
be on borrowed time f. sonu yaklaşmak
live on borrowed time f. son günlerini yaşamak
live on borrowed time f. uzatmaları oynamak
be on borrowed time f. son demlerini yaşamak
be on borrowed time f. doktorların umduğundan fazla yaşamak
live on borrowed time f. son demlerini yaşamak
live on borrowed time f. bir gözü toprağa bakmak
live on borrowed time f. doktorların umduğundan fazla yaşamak
be on borrowed time f. sayılı günleri kalmak
be on borrowed time f. uzatmaları oynamak
be on borrowed time f. son günlerini yaşamak
be on borrowed time f. bir gözü toprağa bakmak
live on borrowed time f. sayılı günleri kalmak